|
AHİLİK VE MESLEK EĞİTİMİ
Dünya
tarihinin en eski devirlerinden beri var olan ve kurdukları medeniyetle insanlık
tarihini derinden etkileyen milletler vardır. Türkler bu nitelikteki milletlerin
başında gelmektedir. Günümüze geldiğimizde hep eski medeniyetlerin üzerinde inşa
edilen kültür yapılarıyla karşılaşıyoruz.
Dünyamız
bir taraftan küreselleşme rüzgarıyla içten içe kaynarken bir taraftan da özgünleşme
arayışına da sahne olmaktadır. Kültür etkileşimi ve medeniyetlerin öne geçme mücadelesi
sergilenmeye başlamıştır.
Türkler,
en eski devirlerinden günümüze kadar dünyadaki gelişmelerden bağımsız kalmadılar.
Nice İmparatorluklar, cihan devletleri kurdular. Kültürde, mimaride, müzikte, edebiyatta,
askeriyede dünya devleriyle boy ölçüştüler. Bunun arkasında yatan manifesto ise
ahilik felsefesiydi.
Selçuklu
ve Osmanlı ile birlikte 400 çadırlık aşiretten dünya liderliğine götüren sırrın
anahtarı olan ahilik, bugünkü kuşaklar tarafından da araştırılıp anlaşılmayı bekliyor.
Çünkü ahilik günümüz değerleriyle de uyum sağlayan yegane bir sistem.
Çalışma-ahlak-bilgi
üçlemesini esas alan, bireyleri meslek öğrenmeye-öğretmeye teşvik eden, milli ve
manevi değerleri realiteyle bağdaştıran, bağnazlığa ve aşırılığa prim vermeyen bir
öğretidir Ahilik.
Toplumun
tüm ihtiyaç duyduğu konulara çözüm getirmiştir. Tarih bilginleri, doğulu ve batılı
gezginler, ahileri, iyi insan, iyi anne, iyi anne-baba, iyi komşu, iyi vatandaş,
iyi işçi, iyi işveren ve iyi yönetici olarak tarif ederler. Üretkenlik , çalışkanlık,
bilgelik, bilgiye sahip olmak için olağanüstü fedakarlık, vatanseverlik, ahlaklılık,
milli ve manevi değerlere ölesiye bağlılık, Ahiliğin temel öğretileridir.
Esnaf
ve sanatkar kesiminin tarihine baktığımızda ilk teşkilatlanma birimleri olan ?Ahi
Birlikleri? karşımıza çıkar. Bilindiği üzere Ahilik ya da Ahi Teşkilatı, Anadolu?
da XIII. Yüzyılda görülmeye başlayan, Selçuklu Devleti yıkılmaya yüz tuttuktan sonra
sosyal düzeni tesiste ve Osmanlı Devletinin kuruluşunda büyük rol oynayan bir kurumdur.
Gerek Selçuklu ve gerekse Osmanlı Devleti dönemlerinde, günümüzdeki kooperatif,
sendika, sigorta ve bankaların fonksiyonunu yüklenmiş bulunan Ahilik, İslam iş ahlakını
yayan ve benimseten bir kuruluş olarak ta dikkati çekmektedir.
Ahilik,
Anadolu Türküne, alın teri ile geçinme, başı dik kendine güvenen ve minnetsiz yaşama
yeteneğini kazandıran bir ruh aşılanmıştır. Ahiliğin, tekke ve zaviyelerde kümelenip
halka el açarak, kutsal duygular sömürücülüğü ile onların sırtından geçinen asalak
tarikatlardan farkı buradadır.
Esnaf
ve sanatkar kesimi Ahilik kültürünün oluşturduğu, geliştirdiği ve bugüne kadar getirdiği
sosyal ve ekonomik bir oluşumdur. Bu oluşumun dayandığı dört esas vardır. Bunlar;
AKIL, AHLAK, BİLİM VE ÇALIŞMA?dır. Esnaf ve sanatkar kesimimiz Ahilikten gelen bu
güzel değerleri halen taşımaktadır.
Ahilik
felsefesi, temelleri XII. Yüzyılda Kırşehir?de atılmış, daha sonra tüm Anadolu?ya
yayılmış, izleri bugüne kadar süregelmiş kültürel, sosyal ve ekonomik bir oluşumdur.
Ahilik kurumu mistik bir yol, bir tarikat olmaktan ziyade sosyal ve ekonomik yönden
işleyen ve siyasal, askeri ve kültürel yönleri de bulunan bir dünya düzenidir.
Ahilik,
aynı zamanda sosyal hayat kadar ekonomik hayatı da yönlendiren günümüzde hala geçerliliğini
koruyan, bugünün şartlarında bile bir çok ülkede sağlanamamış adaletli, verimli
ve son derece güzel bir sistemi Türk toplumuna kazandırmış bir KÜLTÜR?dür.
Osmanlı
imparatorluğunun çöküşünden Ahilikte payına düşeni almış gitgide yozlaşmıştır. Sonuçta
giderek loncalar bozulmuş, gediklere töreye göre değil, iltimasa göre atamalar yapılmaya
başlanmıştır. Esnaf ürettiği malı satamaz olmuştur.
Bu dönem
devlet tam bir çöküş yaşamıştır. Nihayet 1912 yılında loncalar tamamen ortadan kaldırılmıştır.
Böylece 700 yıl boyunca yaşamış ve Anadolu halkının ekonomik, sosyal ve kültürel
yaşamında belirleyici rol oynamış olan ahilik sistemi tarihe karışmıştır.
1.AHİ TEŞKİLATI
1.1.Kelimenin Tanımlanması:
Ahilik,
XIII. Yüzyıldan XX. Yüzyıla dek Anadolu?daki esnaf ve sanatkarlar birliklerine verilen
bir addır.
Kelimenin,
sözlük, terim ve örgüt olarak türlü anlamları vardır.
A) Ahi kelimesi arapçadır ve sözlük anlamı ? kardeşim ? demektir. Ancak
bazı yazarlar Ahi sözcüğünün Türkçe ? de cömert, eli açık, yiğit anlamına gelen
? akı ? sözcüğünden geldiğini ileri sürmektedirler. Anadolu? da Türk kurum ve terimlerinin
fazlalaştığı bir dönemde ? akı ? nın Arapça ? kardeşim ? anlamına gelen ? Ahi ?
ye dönüştürüldüğü düşünülmektedir.
B) Terim olarak Ahilik, belli devrede esnaf ve sanatkarlar birliğini ifade
eder
C) Örgüt olarak ise: XIII.Yüzyılın ilk yarısından başlayarak XX. Yüzyılın
başlarına dek Anadolu şehir, kasaba ve hatta köylerindeki esnaf ve sanatkarlar kuruluşlarının
eleman yetiştirme, işleyiş ve kontrollerini düzenleyen bir kurumdur diye tanımlanabilir.
(Çağatay, 1989, s.1).
1.2.Ahiliğin Kökenleri:
Bu konu
üzerinde en ciddi incelemeleri yapan batılı araştırmacılar Ahiliğin kökenlerini,
doğuda özellikle Araplar arasında gelişmiş olan fütüvvet örgütüne dayarlar ; ama
gene de fütüvvetten bir hayli değişik ve Anadolu Türklerinin onu, bu bölgede geliştirip
biçimlendirdiklerinde yani,Anadolu Türklerine özgü kuruluş olduğunda birleşmektedirler.
Gerçekten
Ahi töre ve törenlerini, örgüte giriş kurallarını kapsayan Ahi yönetmeliği niteliğindeki
eserlere son zamanlara dek ?fütüvvetname? adı verilmiştir.
Ahilikten
önceki fütüvvetnamelerde nitelikleri anlatılan fütüvvetçilik ahilikten önce ortaya
çıkmış bir kuruluştur. Ancak fütüvvetçilik, daha çok kişisel erdemlere ve askeri
niteliklere önem verdiği halde ahilik, ilk sıralarda yani, XIII.yüzyıl başlarında
Osmanlıların askeri ve yönetim kurumlarını düzene koymasına dek hem esnaf ve sanatkarlar
korporasyonu gibi hem de devlet askeri güçleri yanında, Abbasiler yönetimindeki
fütüvvetçiler gibi onlara yardımcı olarak görev yapmış bir kuruluştur. (Çağatay,1989,
s.1-2 )
1.3.Tarihte Fütüvvet ve Ahilik İlişkisi :
Ahilik,
XIII.-XIX. yüzyıllar arasında Anadolu?da yaşayan halkın sanat ve meslek alanında
yetişmelerini sağlayan, onları ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan
meziyetlerini esas olarak düzenleyen bir örgütlenmedir. İyi ahlakın, doğruluğun,
kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik
düzen olan Ahilik,
- Ahlak
- Eğitim-Bilim
- Teşkilatlanma
- Kalite-Standart
- Üretici-Tüketici
ilişkisi
- Denetim
vb. konularda
yaşadığı dönemin toplumsal yapısını düzenlemiş bir sistemdir.
Esnaf
ve sanatkar camiasının tarihine baktığımız zaman ?Ahilik? ile Fütüvvet?in önemli
bir yer tuttuğunugörürüz. Çünkü bu iki kurum ve düzen çok uzun yıllar Osmanlı toplumunun
belirleyici öğeleri olmuşlardır.
Konu üzerinde
araştırma yapmış olan batılı organizatörler Ahiliğin kökenlerini Doğuda özellikle
Araplar arasında gelişmiş olan Fütüvvet Teşkilatına dayarlar. Ancak yine de Ahiliğin
Fütüvvetten bir hayli değişik, Anadolu Türklerine özgü bir kurum olduğunda birleşirler.
Eldeki
kaynaklardan edinilen bilgilere göre Anadolu?daki Ahilik doğudaki fütüvvetçiliğe
benzer bir kurum olarak görülmektedir. Bir başka deyişle, fütüvvetçilik Anadolu?da
birtakım değişikliklere uğramış, yeni bir takım nitelikler kazanmış ve Ahilik olarak
anılmaya başlanmıştır. Kaynaklarda değişik yorumlara rastlanmakla beraber Ahiliğin
fütüvvetçilikten etkilendiği, bazı temel kurallarını fütüvvetçilikten aldığı konusunda
hemen herkes hemfikirdir.
Ahiliğin
tarihine şöyle bir baktığımızda fütüvvetçilikle yan yana anıldığı ya da iki kavramın
çoğu kez birbirleriyle açıklandığını görürüz. Bu sebeple fütüvvetçiliğe çok özet
olarak değinmekte yarar vardır.
Fütüvvetçilik
daha çok kişisel meziyetlere ve askeri niteliklere önem vermiştir. Fütüvvet eli
açıklık, yiğitlik, gözü peklik, yardımseverlik yani olgun kişilik olarak tanımlanır.
Kuran-ı Kerim?de İbrahim Peygamberden, Tanrının birliğine inanan, putları kıran
ve azgın Nemrud?a karşı çıkan bir ?feta? olarak bahsedilir. Burada övgüye değer
olan onun yiğitliği, mertliğidir.
Fütüvvetçiliğin
ortaya çıkış biçimiyle daha sonra aldığı şekil arasında büyük bir tezat vardır.
Tarihsel olarak bu gelişme şu şekilde cereyan etmiştir : Abbasiler soyu iktidara
geçtiğinde, güçlü askeri birlikleri olmasına karşın, bir tepki olarak, halk arasında
bazı kuruluşlar ortaya çıkmıştır. Bu kuruluşlar örgütlenmişler, kanun tanımayan
haydutlar olarak isimlendirilmişlerdir. Bunlardan, özellikle Ayyarlar, devlet gücünün
azaldığı zamanlarda ortaya çıkmış, silahsız, yalnız taş ve sopalarla saldırılar
düzenlemişlerdir. Bununla beraber, bu kuruluşların, zaman zaman halifelerin, askeri
valilerin ve güvenlik kuvvetleri başkanlarının hizmetlerine girdikleri görülmüştür.
Bu kanun dışı örgütler, X. yüzyıldan XII. yüzyıla kadar çıkardıkları karışıklıklarda
büyük başarılar elde etmişlerdir. Ancak, güçlü hükümdarlar ve üç büyük Selçuklu
Hükümdarı Tuğrul Bey, Alpaslan ve Melikşah zamanlarında hemen hemen hiçbir faaliyette
bulunamamışlardır.
İşsiz
ve güçsüz kişilerden oluşan bir topluluk mensupları, devlet hizmetinde, özellikle
güvenlik teşkilatında görev almak istemişlerdir. Özellikle, asker ve güvenlik güçlerinin
yetersiz olduğu yer ve zamanlarda, onların hizmetlerinden yararlanılmıştır.
Bunun
sonucu olarak, söz konusu kişiler ahlaki bir disiplin altına girmişlerdir. Önceleri
fütüvvetçi kuralları olarak bilinen yiğitlik ve eli açıklık faziletleri, zamanla,
fütüvvetçi kuruluşların ortak nitelikleri olmaya başlamıştır. Bu tür kuruluşları
birleştiren fütüvvetçilik, zamanla bir meslek ve sanata bağlı bulunması gerekli
olmayan, içlerinde tasavvuf erbabının ve öteki tarikat birliklerinin de yer aldığı
belirli zamanlarda ve belli amaçlar için bir araya toplanabilen bir teşkilat haline
gelmiştir. Üyelerin öğrenmeleri ve uymaları gereken kurallar, fütüvvetname denen,
tüzük niteliğindeki kitaplarda toplanmıştır.(www.istesob.org/ahi.htm).
Bu eserler,
XII. yüzyıldan sonra, esnaf ve sanatkarlara belirli ahlak kuralları ve mesleki bilgiler
vermek için kullanılacak tüzükler haline getirilmiştir. Bu nedenle, Osmanlı esnafının
bağlı olduğu prensiplerin esasını fütüvvet teşkilatında aramak gerekmektedir. Ahi
töre ve törenleri ile örgüte giriş kurallarını kapsayan Ahi yönetmeliği niteliğindeki
eserlere fütüvvetname adı verilmiştir. Anadolu?da Ahilik adı ile bilinen teşkilat,
önceleri fütüvvetçilik örgütü halinde faaliyet göstermiştir. Ahiliğin temeli olan
fütüvvetçilik, X. yüzyıldan başlayarak, örgütlenmeye başlamıştır. Daha önce belirtildiği
gibi, fütüvvet Arapça bir kelimedir ve tasavvufa dayanmaktadır. Fütüvvetin aslı,
kişinin, başkasının işinde olması ve onların işini güdüp gözetmesidir.
Bilindiği
gibi, İslamın ilk fütüvvet örgütleri, Ahilerden farklı olarak, bir meslek örgütü
değildir. İçlerinde birçok zenaatçı bulunsa bile, birlikte yiyip içmek, eğlenmek,
dans etmek, spor yapmak amacı güden gençlik örgütleridir. Örgüt üyelerinin meslekleri
ile ilgilenilmez. Mesleki örgütlenme varsa bile, çok gevşektir.
Anadolu?nun
Türklerin ikinci anayurdu haline gelişi XI. Yüzyılın ikinci yarısı başlarındadır.
Asya?dan göç eden sanatkar ve tüccar Türklerin yerli tüccar ve sanatkarlar karşısında
tutunabilmeleri ve yaşayabilmeleri, aralarında bir örgüt kurmalarını gerektirmiştir.
Ayrıca Türkler bu örgüt yardımıyla, sağlam, dayanıklı ve standart mal yapabileceklerini
düşünmüşlerdi. İşte bu zorunluluk, dini ahlaki kuralları fütüvvetnamelerde zaten
mevcut olan esnaf ve sanatkarlar dayanışma ve kontrol örgütünün, yani Ahiliğin kurulması
sonucunu doğurmuştur. Öte yandan, deri işçilerinin ve Ahiliğin piri olan Ahi Evran?ın
Anadolu?ya gelişi de bu tarihlere rastlamaktadır.
Ahi kelimesi
de arapça?dır ve ?kardeşim? demektir. Ancak bazı yazarlar Ahi sözcüğünün Türkçe
de cömert, eli açık, yiğit anlamına gelen ?akı sözcüğünden geldiğini ileri sürmektedirler.
Anadolu da Türk kurum ve terimlerinin fazlalaştığı bir dönemde ? Akı? nın Arapça
?Kardeşim? anlamına gelen ?Ahi? ye dönüştürüldüğü düşünülmektedir. Terim olarak
ahilik, Anadolu da XIII. Yüzyılda kurulu, belli kurallarla işlemiş esnaf ve sanatkarlar
birliğini ifade etmektedir. Ahlakla sanatın uyumlu birleşiminden oluşan ahilik,
örgüt olarak Anadolu da XIII. Yüzyılda Ahi Evran tarafından kurulmuştur. (www.tesk.org.tr./etkin/ahilik/ahi.html.).
1.4.Ahi Evran kimdir?
Kişiliği
üzerinde gerçek mi? Hayal mi? Diye tartışmaların yapıldığı Ahi Evran? ın hayatı
ve kişiliği tarih boyunca karanlıkta kalmıştır. Kırşehir? de kendi adını taşıyan
mahalledeki Ahi Evran Camii? ne bitişik olan türbesinde yattığı bilinen Ahi Evran
Şeyh Nasirüddin Mahmudun 200 seneye varan zaman farkı içinde yaşadığı devir dahi
saptanamamıştır. (Çağatay, 1989, s.49 ).
Bu konuda
bütün araştırmacıların ortak fikri, Türk iş ve esnafının büyük piridir. Ahi Evran?
ın deri işçiliği ve teşkilatında çok başarılı bir kişi olduğu belgelerden anlaşılmaktadır.
İsmi, Mahmud bin Ahmed al-Hayi, künyesi Ebü?l Hakayık, lakabı Nasirüddin? dir. 1171
(H.567) senesinde İran? ın batı Azerbaycan taraflarında bulunan Hoy kasabasında
doğmuştur.
Zamanın
en büyük alimlerinden olan Fahreddin-i Razi?nin derslerine devam ederek fen ve din
ilimlerini öğrenmiştir. Ahmed Yesevi Hazretlerinin sohbetlerine devam ederek tasavvuf
yolunda yüksek derecelere kavuşmuştur. Şiyabüddin-i Sühreverdi Hazretlerinin sohbetlerinde
bulundu. Bir hac yolculuğu esnasında evliyadan Evhadüdin Hamid Kirmani ile tanışıp,
onun talebeleri arasına katıldı ve tıp ilimlerinde derin alim, tasavvuf yolunda
da yüksek makam sahibi bir veli oldu.
Muhyiddin
İbni Arabi ve hocası Evhadüddin? le birlikte Anadolu? ya gelen Ahi Evran çeşitli
Anadolu şehirlerini dolaşarak vaazlarında esnafa İslamiyet? i anlatmış, dünya ve
ahiret işlerini düzenli hale getirmeleri için nasihatlerde bulunmuştur. Yaklaşan
Moğol tehlikesine karşı Müslümanların kuvvetlendirilip teşkilatlandırılması için
çalıştı. Hocasının vefatından sonra yerine geçti ve vekili oldu. Kayseri? ye yerleşti.
Debbağlık yaparak geçimini temin ettiği gibi Müslümanlara Allahü Tealanın emri ve
yasaklarını da anlattı. Bilhassa sanat sahibi kimselerin arasında çok sevildi. Zeka
ve çalışkanlığı ile Ahi Şeyhliğine yükseldi. (www11.ewebcity.com/ahibirlikleri/ahievran).
Ahi Evran-ı
Veli? yi tanımak Ahiliğin bazı yönlerini anlamak için yeterlidir:
Ahi Evran,
çarşı-Pazar kuran, bireylerin meslek sahibi olmaları için ömrünü harcayan bir müteşebbistir.
Ahi Evran,
zaviyelerinde Ahilere ve özellikle genç Ahilere milli ve manevi terbiye veren bir
pedegogdur.
Ahi Evran,
Türklere, halk kültürünü nesilden nesile aktaran, görgü kurallarını, centilmenliği
ve insanlarla ilişkilerdeki temel doğruları anlatan bir öğretmendir.
Ahi Evran,
Ahilere genel kültüre ait zenginlikleri kazandıran misyon adamıdır.
Ahi Evran,
düşmana karşı milleti direnmeye çağıran vatansever bir askerdir.
... Ve
nihayet Ahi Evran, Hacı Bektaş ile, Edebali ile birlikte Ertuğrul Gazi? ye Osmanlı
Devleti? ni kurduran bir devlet adamıdır. (www.ahilikvakfi.sitemynet.com/ahi.htm).
Moğollar,
Ahi Evran? ın nüfuzundan ve sevenlerinin çokluğundan korkuyor, ne pahasına olursa
olsun öldürülmesini istiyorlar, bunun için Kırşehir eminine baskı yapıyorlardı.
Nihayet Ahi Evran 1262 (H.660) yılında Kırşehir? de şehit edildi. (www.ewebcity.com/ahibirlikleri/ahievran).
1.5.Anadolu? da Ahiliğin Ortaya Çıkışını Hazırlayan Etkenler:
Doğudan
Asya? daki büyük ve uygar Türk şehirlerinden gelen çok sayıdaki sanatkarlara kolaylıkla
iş bulmak, yerli Bizans sanatkarları ile rekabet edebilmek, tutunabilmek için yaptıkları
malların kalitesini korumak, üretimi ihtiyaca göre ayarlamak, sanatkarlarda sanat
ahlakını yerleştirmek, Türk halkını ekonomik yönden bağımsız hale getirmek, ihtiyaç
sahibi olanlara her alanda yardım etmek, ülkeye yapılacak yabancı saldırılarında
devlet silahlı kuvvetleri yanında savaşmak, Türklük şuurunu, sanatta, dilde, edebiyatta,
müzikte, gelenek ve göreneklerde milli heyecanı yaratıp ayakta tutmak... (Çağatay,
1989, s.85).
1.6.Ahi Birliklerinin Kuruluşu:
Ahi birlikleri
her kurum gibi, belli ihtiyaçları karşılamak gayesi ile kurulmuşlardır. Bu teşkilatın
hangi ihtiyacı karşılamak amacıyla kurulduğunu anlamak için Ahi birliklerinin kuruluş
dönemi olan Selçuklu dönemi Anadolu? sunun bazı sosyal yapı özelliklerini bilmek
gerekir.
İslam
dininin Türkler tarafından kabulü dünya tarihinin en önemli hadiselerinden biridir.
940 yılında Karahanlı Devletinin Hakanı Satuk Buğra Han, müslüman olup, İslamiyet?i
Resmi din olarak kabul ettikten sonra; 960 yılına kadar tüm boyları müslüman oldular.
X. Yüzyılda Türk boyları arasında iktidar olan Selçuklular Türk-İslam sentezi ile
başlayan fetihler sonunda kitleler halinde Anadolu? ya geldiler. Anadolu? ya gelen
Müslüman Türkler, bu toprakları kendilerine ebedi vatan yapmak için, buraya sadece
siyasi hakimiyeti değil, kendi sosyal yapılarını da getiriyorlardı. Selçuklu Sultanları
Anadolu? da yeni bir bölgeyi fethettikleri zaman ilk iş olarak orada camii, medrese
ve zaviyeler inşa ediliyorlardı. Bu bölgelere sanat ve ticaret erbabı yerleştiriyorlardı.
Anadolu?
ya gelen Türklerin çoğunluğu yerleşik hayat tarzına yabancıydı. Bunlar şehirlerde
yaşayanları hor görürler ve onlara ? Tembel ? anlamına gelen ?Yatuk? derlerdi. İslami
hayat tarzına uyum sağlamak amacıyla hazırlanan köylerin yanı sıra, Anadolu?daki
eski yerleşme birimleri olan kasaba ve şehirlere de yerleştirilen Türkler, buralarda
yerleşik hayat değerleri ile yüz yüze gelmişlerdir. İslamiyet? i bir inanç olarak
kolaylıkla benimsemiş olan Türkler, Onun yerleşik hayat değerleri ile ilgili yönüyle
Anadolu?da karşılaşmışlardı.
Anadolu?ya
gelen Türk kitlelerinin aşiret yapılarının zayıflamış olması, bu kitleler için yerleşik
hayat tarzını bir mecburiyet haline getirmiştir. Bu şartlar altında Anadolu?ya gelen
göçebe Türk kitleleri, zayıflayan aşiret yapılarının yerine geçecek bir teşkilatlanmaya
zorlanmışlardır.
Türklerin
kitle halinde yerleşik hayat tarzına geçmesi ekonomik yapı da önemli değişikliklere
yol açtı. Yeni hayat tarzında tarımın yanı sıra, esnaf ve sanatkarların da önemli
bir yeri vardı. Ancak, Türkler Anadolu?daki şehirlere yerleşirken bu bölgede el
sanatları ve ticaret özellikle Bizans?ın geliştirdiği loncalara bağlı Rum ve Ermenilerin
tekelindeydi.
Asya?dan
gelme sanatkar ve tüccar Türklerin, yerli tüccar ve sanatkarlar karşısında tutunabilmeleri,
onlarla yarışabilmeleri, ancak aralarında bir teşkilat kurarak dayanışma sağlamaları,
bu yolla iyi, sağlam ve standart mal yapıp satmaları ile mümkün olabilirdi ki, Ahi
birlikleri bu şartların tabi sonucu olarak ortaya çıkmıştır. ( Poyraz, 1993, s.140,141
).
İlk Ahi
Birlikleri, yüksek ahlak değerlerine sahip zengin ve güçlü bir lider çevresinde
toplanmış silahlı halk gruplarından oluşmaktadır. Bu gruplar zengin Ahi liderinin
kurmuş olduğu ve finans ettiği zaviyelerde toplanmakta, orada ortaklaşa bir hayat
yaşamaktadırlar. Adeta bir karargah görünümü taşıyan bu ilk Ahi zaviyeleri, aynı
zamanda gelip giden konukların ağırlandığı, büyük şölenlerin verildiği, müzikli-sazlı
sözlü-toplantıların yapıldığı yerler olduğundan ulusal kültürün oluşmasında büyük
bir önem taşıyorlardı. Öyle ki bu zaviyeler kuruluşlarından kısa bir süre sonra,
büyük halk çoğunluğunu etkileyen birer ?Ahlak mektebi? haline gelmişlerdir. Resmi
devlet organizasyonunun dışında ortaya çıkan ve gelişen bu ilk Ahi birlikleri Türk
geleneklerinden kaynak almaktadırlar. (www11.ewebcity.com/ahibirlikleri/kurulus.html).
Ahi örgütünün
Anadolu?da yerleştirilip yaygınlaştırılmasıyla şu sonuçlar elde edildi :
1- Göçebelikten
yerleşikliğe geçiş yani Türk şehirleşmeciliği çok hızlandı.
2- XIII.
yüzyılın ikinci yarısı başlarına dek büyük bir çoğunlukla, Türk olmayan yerli halkın
elinde ve tekelinde bulunan sanat ve ticaret işyerlerine Türkler de sahip olmaya,
katılmaya, ona canlılık vermeye başladılar.
3- Türk
esnaf ve sanatkarları, aralarında sağladıkları karşılıklı dayanışma ve güven sayesinde,
bölgede imtiyazlı bir duruma geçti ve bunlar, yavaş yavaş şehir ekonomisinde söz
sahibi oldular.
1.7.Ahiliğin Sınıflandırılması:
a-Yiğitler
: Bunlar en alt sınıflar.
b-Ahiler
: Bunlar altı bölük idiler. İlk üç bölüğe ? Ashab-ı tarıyk ? yani yola girmiş kişiler,
4, 5 ve 6. bölüklere de ? Nakipler ? denirdi.
c-Halifeler
: Bunlar sahib-i seccade değillerdi yani bağımsız olarak kendiliklerinden bir işe
girişemezlerdi.
d-Şeyhler
: Bunlar, kendilerinden önceki yedi bölüğün başkanıdırlar.
e-Şeyh
ül-Meşayihler: Bunlar, şeyhlerin de başkanıdırlar. Bu Ahi Baba? dır. Zaviyeyi yaptıran
ya da onun soyundan gelenlerden olmalıdır.
Yiğitlerin,
zaviyelerde düzenli bir kontrol altında bulundurulmaları ve güvenilir kişiler yönetiminde
eğitilmeleri gerekirdi.Fütüvvetnamelerde görüldüğü üzere, her çırak yiğitin iki
? yol kardeşi?, bir ? yol atası?, bir ?üstad? ı, yani sanat öğretmeni, bir de ?piri?
vardır.
Ahi olan
kişinini üç şeyi hep açık, başka üç şeyi de hep kapalı olmalıdır. Açık olması gerekenler:
1-Ahinin
eli açık olmalı: Yoksullara, düşkünlere yardım etmek için.
2-Kapısı
açık olacak : Konuk olmak ya da ondan bir şey istemeye gelenler için.
3-Sofrası
açık olacak : Yoksullara, düşkünlere, konuklara yemek yedirmek, açları doyurmak
için.
Kapalı
olacaklar da üçtür :
1-Gözü
bağlı olmalı : Kimsenin ayıbını görmemek, kimseye kötü gözle bakmamak için.
2-Beli
bağlı olmalı : Kimsenin ırzına, namusuna, haysiyet ve onuruna kötülük etmemek için.
3-Dili
bağlı olmalı : Kimseye kötü söylememek, kimse hakkında iftira etmemek, münafıklık,
koğuculuk yapmamak için. (Çağatay, Tesk. Yn.40,s.9-10-12-13).
1.8.Ahilerin Giysileri :
Bunların
giysileri de ayrıydı. Ahi örgütünün ve üyelerinin yaşam anlayışı, tasavvufçuların
yaşam anlayışından çok daha değişikti. Tasavvuf yolunu tutmuş olan kişiler, dünya
dışında, başka bir havada yaşamak istedikleri halde Ahiler, toplum içinde ve hayatın
akışına uyarak yaşarlardı. Ahiler, sanat ya da mesleklerini toplum içinde ve toplum
için sürdürdüklerine göre başka türlüsü de olamazdı.
Bu tür
anlayış, doğal olarak Ahi giysilerine de yansımıştır. Örneğin kendini tasavvufa
verenlerin hırka giymelerine karşın Ahiler, şalvar giyerler, meslek ya da sanat
sahipleri ?şed? yani kuşak ya da peştamal kuşanırlardı.
Ahi gençlerinin
üzerlerinde şalvardan başka, aba?dan bir giysi, ayaklarında mes vardı. Bunlar, bellerine
kemer bağlarlar, bu kemere de bir metre kadar uzunlukta bir saldırma yani bir tür
kılınç asarlardı. Başlarında yine bir metre kadar uzunlukta, iki parmak eninde bir
?taylasan? yani başa sarılan şal gibi sarık vardı.
Fütüvvetnamelerde
ahilerin ipek giysi giymemeleri, altın yüzük takmamaları yazılıdır. Ahilerin sarığı
yedi ya da dokuz arşındı.
Ahilerin
silahla askerlik eğitimi gören üyeleri, o dönemin biçimine uygun giysiler giyerlerdi.
Ahilerin
katında sarı ve kırmızı renk beğenilmezdi. Fütüvvetnamelerde ? Hiçbir peygamber
kızıl ve sarı ton (renk) giymezdi. Bunlar fir?avn-i lain donudur. ? denmektedir.
Gök, ak, kara ve yeşil renkler, Ahiler tarafından beğenilen renklerdi. Yeşil renk,
Ahilerde müderrislere, kadı ve hükümdar sınıflarına özgü idi. Ak renk, Ahilerin
kalem erbabına, hafızlara özgü idi. Kara renk, daha ahilik basamağına gelmemiş kişilere
yani yiğitlere özgü idi. Ahilerde her tür esnafın bir davulu, bir sancağı ve bir
borusu vardı, bunlar giyinişleri, görünüşleri ve silahlarının güzelliği ile övünür
ve birbirleriyle yarış ederlerdi. (Çağatay,Tesk.Yn.40,s.20-21).
1.9.Ahi Birliklerinin Yapısı:
Ahiliğin
asıl amacı, insanların dünya ve ahirette huzur içinde olmalarını sağlamaktır. Bu
anlayış ahilerin dünya için ahiretini, ahiret için de dünyasını terk etmeyen dengeli
bir hayat anlayışı geliştirmesini sağlamıştır.
Ahiler
çatışmacı değil, dayanışmacı bir ruh yapısına sahiptirler. Zengin ile fakir, üretici
ile tüketici, emek ile sermaye, millet ile devlet kısaca toplumun bütün fert ve
kurumları arasında iyi münasebetler kurarak herkesin huzur içinde yaşamasını sağlamak
Ahi Birliklerinin başta gelen amacıdır.
Ahilik,
güçlünün zayıfı ezmesine, haksız kazanç sağlanmasına şiddetle karşı çıkar. İnsanların
birbirlerini kardeşçe sevmelerini sağlayan ortamın hazırlanmasını sağlamak için
kurulmuş köklü bir teşkilattır.
Ahilik
esas itibarı ile esnaf arasında benimsenmiştir. Ahilik denilince esnaf, esnaf denilince
de ahilik akla gelir. El işçiliği, sahibinin saygın ve vurgun peşinde koşturmadığı,
dilencilikle yüzünü yere getirmediği, ifrattan ve tefritten uzak tuttuğu için ahilikçe
en övünmeye değer geçim yolu kabul edilmiş ve bir işi olan, fütüvvetnamelerde yazılı
kaidelere uymayı kabul eden herkesi bünyesine toplamıştır.
Ahi birlikleri,
başlangıçta debbağ, saraç ve kunduracıları kapsayan bir teşkilat olarak ortaya çıkmış,
gelişerek bütün esnafı ve üye olmak isteyenleri bünyesinde toplayan çok yönlü sosyal
bir kuruluş haline gelmiştir.
Yerleşim
birimlerinde her sanat kolu için ayrı birlikler kurulmuştur. Bu birlikler arasındaki
münasebetleri büyük meclis sağlardı. Ülke sathında esnaf birlikleri Kırşehir de
bulunan Ahi Evran Zaviyesine bağlıydılar. Bu zaviyenin başında bulunan Ahi baba,
bütün sanatkarların piri kabul edilen Ahi Evran Veli nin halifesiydi ve bütün esnaf
birlikleri ona bağlıydı.
Zaviyeler
çok yönlü ihtiyaçlar göz önüne alınarak yapılırdı. Gelen misafirlerin rahat edebileceği
ve binek hayvanların barındırılabileceği şekilde olurdu.
Genellikle
her esnafın adı ile anılan bir çarşısı vardı. Her esnafın kendine has bir sancağı
ve birde alemdarı vardı. Genel olarak bu sancak yeşil atlastan olur. Üzerinde ayetler
yazılır. Kırmızı-beyaz ipekten bir kordonun ucunda o esnafın alameti, amblemi bulunurdu.
Ahilik,
insanları renklerine, dillerine, mesleklerine, servetlerine, şöhretlerine ve mevkilerine
göre ayırım yapmayan bir düşünce sistemidir. Bir gencin ahiliğe kabulüne çok önem
verilirdi. Ancak fütüvvetnamelerde yazılı ahlak kaidelerine uymayan işleri yapanlarla
birlikte, bir kısım meslek mensubunun da teşkilata alınmadığı bilinmektedir. Teşkilata
giremeyecek olanlar; kafirler, münafıklar, iftiracılar, falcılar, müneccimler, şarap
içenler, tellaklar, tellallar, çulhalar, kasaplar, cerrahlar, avcılar, madrabazlar,
ameldarlardır.
Her Ahi
birliğin, orta sandığı, esnaf vakfı, esnaf kesesi veya esnaf sandığı denilen bir
karşılıklı yardımlaşma ve sosyal güvenlik sandığı vardı. Teşkilat bu yardım sandığı
vasıtasıyla üyelerine sosyal güvenlik sağlar, onları tefecilerden korur ve hammadde
temin ederdi.
Ahi birlikleri
bir başkan ile beş kişilik yönetim kurulu tarafından yönetilirdi.
Esnaf
şeyhi adı verilen Ahi birliği başkanlarının teşkilat içinde çok önemli yeri ve görevi
vardır. Geniş yetki ve sorumlulukları olan bir başkanlık statüsünün Ahi birliklerinde
meydana gelmiş olmasında eski Türk geleneklerinin önemli yeri vardır.Esnaf şeyhinin;
esnafın mesleki problemlerini halletmek, esnaf orta sandığı idare etmek, usta, kalfa,
çırak ve yamak törenleri düzenlemek, esnafı toplantıya çağırmak gibi birçok görevleri
vardır.
Ahi birliklerinin
yönetiminde görev alanlar seçimle işbaşına gelirlerdi. Seçimlere katılacak olanlarda
o görevin gerektirdiği vasıfların dışında başka şartlar aranmaz, idari görevler
belirli grupların tekeline verilmezdi.
Esnaf
kolu yöneticilerinin seçimlerinde yalnız o meslekteki ustaların oy hakkı vardı.
Ustalar, esnaf şeyhi ile yönetim kurulu üyelerinin seçimleri için ayrı ayrı oy kullanırdı.
Yani, esnaf şeyhi ile yönetim kurulu üyelerinin seçimi ayrı ayrı yapılırdı.
Ahi birliklerinde
kurulan denetim ve ceza sistemi ile üyelerin meslek ahlakına uygun tutum ve davranış
içinde bulunup, bulunmadıkları, teşkilat idarecileri tarafından sıkı bir şekilde
denetlenir, kaidelere aykırı hareket edenler, kendilerine ders ve etrafa ibret olacak
şekilde cezalandırılırdı. (Poyraz,1996,s.141,142).
1.10.Ahi Birliklerinin Faaliyetleri:
Ahi birlikleri,
iş hayatında en dürüst, cemiyette en edepli, siyasette en faziletli, savaşta en
cesur, zaviyede ise en mütevazi olmayı gaye edinmişlerdi.
Siyasi
ve askeri faaliyetleri ile her zaman devletin yanında olmuşlardı. Ahilerin ahlak
kaideleri siyasi amaçlarla toplumun huzurunu bozacak hareketlere girişmelerine mani
olmuştur. İç karışıklıkta ve düşmana karşı her zaman devletin yanında yer alarak
devlet ve dinin ? Ebed-müddet? kabul etmişlerdir.
Güçlü
bir teşkilat yapısına sahip olan ahiler hiçbir zaman beylik kurmayı düşünmemişler,
devletin zayıf olduğu zamanlarda dahi isyan etmemişlerdir.
Her yerde
teşkilatı olan ahi birlikleri savaş zamanında ordunun ihtiyaçlarını karşılamışlardır.
Türklerin Anadolu topraklarına geldiklerinde, buradaki el sanatları özellikle Bizans?ın
geliştirdiği loncalara bağlı Rum ve Ermeni ustaların elindeydi. Siyasi hakimiyetin
pekiştirilmesi, bu toprakların Türkleştirilmesi ve islamlaştırılması için ekonomik
faaliyetlerin de Müslüman Türklerin denetimi ve insiyatifi altında bulunmasını gerektiriyordu.
Bu amaçla Anadolu?da yeni alınan şehirlere gelen ve evvelki zanaatlarını işlemek
üzere esnaflığa başlayan Türklerin, mevcut adet gereğince, derhal Ahi teşkilatını
kurmaları ve böylece her zanaat şubesinin başına bir Ahi Şeyhi veya Ahi Kethüda
geçirmeleri icap ediyordu. Bu hal, bütün Osmanlı şehirlerindeki her türlü ticari
faaliyetin Rumlardan Türklere geçmesini zaruri kılmıştır.
Materyalist
dünya görüşünü reddeden Ahilik, hem dünya hem de ahireti birlikte düşünen bir felsefeye
sahiptir. Ahilikte mal, servet ve sadece kazanç için çalışmak hiçbir zaman kendi
başına bir anlam taşımaz. Bunlar, ancak kendinden üstün bir gayenin gerçekleşmesine
vasıta oldukları takdirde bir değer ifade ederler. Para kazanmayı gaye haline getirmek
Ahilik düşüncesine terstir. Çünkü, vasıta olan para, gaye haline gelirse, gaye olan
ahlaki değerler de vasıta haline gelir ki, bu son derece ahlaksız bir dünya görüşünün
temeli olur.
Ahiler
çalışmayı ibadet saymışlardır. Onun için ahilerin iş yerleri, onların ibadet yeri
olarak bilinir. Ahilikte esas olan helal kazançtır. Ahiler,kendi ve yakınlarını
geçindirecek insaflı ve dürüst ticarete karşı değildir. Ama, mal biriktirme ve yağma
peşinde koşan, haris ve istismarcı ticarete karşıdır. Kolay kazanç, ahi ahlaki yönünden
makbul değildir. Kazanç meşakkatli olacak, güç olacak, alın teri ve emek karşılığında
elde edilecektir.
Ahilikte
sosyal yardım ve dayanışma prensibi ahi birliklerinin ekonomik faaliyetlerini belirleyen
unsurlardan biri olmuştur.
Eğitimin
bir devlet görevi olarak kabul edilmediği bir dönemde, tarikat yönü de bulunan Ahi
Birliklerinin amaçlarını gerçekleştirebilmek için mensuplarının eğitimlerini sağlamaları
şarttır. Çünkü, tarikata girebilmek için az çok eğitim görmek gerekiyordu.
Ahi birlikleri
eğitim faaliyetlerini İslam dininin esaslarına göre düzenlemişlerdir.
Ahi Birlikleri
Eğitim Sisteminde;
- İnsan
bir bütün olarak ele alınır.Mesleki, dini ve içtimai bilgi aynı anda verilir.
- İş başında
yapılan eğitimin, iş dışında yapılan eğitimle bütünleşmesi sağlanır.
- Eğitimi
ömür boyu süren bir faaliyet olarak görülür.
- Derslerin
yetkili kişiler tarafından verilmesi esastır.
- Eğitimden
herkes ücretsiz olarak faydalanır. ( Poyraz, 1996,s.142,143).
1.11.Ahilikte Törenler:
İki yıl
ücretsiz olarak bir ustanın yanında yamaklık eden çocuklar, özel bir törenle çıraklığa
yükseltilirlerdi. Yapılacak bu törene, çırağın babası ? velisi, ustası, kalfaları,
sabah namazını müteakip esnaf başkanının dükkanında bir araya gelirlerdi. Ustası
çırağının kabiliyeti ve işine bağlılığı hakkında açıklamalarda bulunduktan sonra
velisi de esnaf vakfına bakır bir ? Kap? hediye ederdi.
Bundan
sonra, esnaf başkanı çırağın sırtını sıvazlayarak işine devam etmesini, ibadetini
yapmasını, ustasına, kalfalarına ve ailesine itaat etmesi ve yalandan kaçınması
v.s. konularda bir takım tavsiyelerde bulunduktan sonra, kendisine usta ücreti tayin
ederdi. Hak ettiği bu ücretin iki haftalığı, ustası tarafından Esnaf Vakıf Sandığına
?Terfii Harcı? olarak yatırılırdı.
Böylece
bir usta yanında çalışarak iki yılını dolduran genç özel törenle çıraklığa terfi
ettirilmiş oluyordu.
Çırak
merasimi ile çırak olan genç, ustasının yanında çıraklık süresi olarak kabul edilen
1001 günü geçirerek ?çömezlik-yamaklık? müddetini doldurmaktadır. Ancak, kuyumculuk
gibi çok hüner isteyen mesleklerde ise, bu sürenin 20 yıla kadar çıktığı görülmektedir.
Ahilikte,
ikinci rütbe olan ?kalfalık? süresi 6 aydır. Çıraklar, çıraklık süresini tamamlayıp
kalfalığa yükselebilecek bilgiye sahip olduklarında usta ve kalfasının yardımıyla
başarılı bir sınavla kalfalığa yükselirlerdi.
Ancak,
kalfalar vakti gelince iş kurmaya yeter parayı temin edemedikleri için bu süre çok
kere uzayabilmektedir. Arada bir de olsa, bu gibi kalfalar, ustaları veya cemiyetin
önde gelenleri, özellikle yiğit başıları tarafından yardım yapılmak suretiyle vaktinde
kalfalık derecesini elde edebilmektedirler.
Ehliyet
derecelerinden birinden diğerine geçiş törenlerle olurdu. Bu törenlerde derece değiştiren
kimselere ?tuzlu su içirmek, peştamal kuşatmak? adetti. Bu tür törenler, eğitici
ve birleştirici fonksiyonuna inanıldığı için yüzyıllar boyu sürdürülmüşlerdir. Peştamal
kuşatma ve tuz geleneği törenlerin vazgeçilmez simgesidir.
Çıraklık
süresini dolduran gencin yeterli bilgi ve meslekte yetişip ahlaki yönden olgunlaştığı,
ustası tarafından teşkilata bildirilirdi. Sonra esnaf yönetim kurulunca kalfalık
tören günü tespit edilirdi.
Merasimin
yeri, esnaf odası, mescit ya da camii olarak belirlenirdi. Toplantıya esnaf yönetim
kurulu üyeleri ile adayın ustası ve kalfalarıyla o mesleğin ustaları katılırdı.
Özel elbisesiyle
toplantıya katılan kalfa adayının ustası, kalfasının iyi ahlakı ve yeteneğinden
bahseder ve buna esnaftan üç usta da şahitlik ederdi. Ardından bir hoca ?aşır? okur,
dua ve fatiha?dan sonra esnaf başkanı kalfa adayını karşısına alarak kendisine bir
takım nasihatlarda bulunurdu. Burada örnek olarak verilen çırak çıkarma töreninde,
şeyhi genç terziye bir makas arşın ve iplik geçirilmiş bir de iğne vererek şu şekilde
nasihatta bulunurdu. ?Oğlum, bundan sonra verdiğim bu aletlerle helal işler gör.
Haramdan kaçın, kimsenin malına göz dikme. Gerçeği söylemekte bu makas gibi keskin
ol. Seni gerçeğe gitmekte alıkoyan engeli bu makasla kes, bu arşın Hak Taalanın
zatına işarettir. Yani Allah?ı her yerde hazır ve nazır bilip ona göre dirlik et.
Arşını eline aldıkça sırat-ı müstakimi an. Kanun ve töre dışına çıkma. Namahreme
bakma ve dünyaya fazla bağlanma.?
Bu ve
buna benzer nasihatlardan sonra esnaf başkanı, besmele ile kalfa adayının beline
peştemalı (şedd) kuşatırdı.
Bu merasimden
sonra kalfa, önce esnaf başkanından başlayarak orada hazır bulunanların ellerini
öperdi. Kalfanın babası-velisi de, esnaf vakfına bakırdan bir kap hediye ederdi.
Bu törenden sonra çırak kalfalığa yükseltilmiş olurdu.
Üç yıl
kalfa olarak çalışıp kendisine verilen görevleri hakkıyla yerine getiren, çırakları
yetiştirmede titiz davranabilen, diğer kalfalarla iyi geçinen, dükkan açabilecek
duruma gelenler ustalığa yükseltilirdi. Kalfalıktan ustalığa yükselmek isteyen bir
kimse, kendi yaptığı bir eserini takdim etmek mecburiyetindeydi. Şayet onun bu eseri
kabul edilirse, kalfa merasimle peştamal kuşandıktan sonra artık usta sayılırdı.
Ancak,
ustasının merasimden önce durumu yiğit başına bildirmesi gerekirdi. Sonra idare
kurulunda usta adayının durumu görüşülüp kendisine gerekli hazırlığı yapması için
bilgi verilirdi.
Usta adayı,
hazırlıklarını ( alet, işyeri, çırak, kalfa temini gibi ) tamamladıktan sonra tören
için gün alınırdı. Törene, Ahi Baba vekilinin köşkünde, esnaftan ustalar, esnaf
başkanları, müftü, kadı, caminin imamı ve hatipleri davet edilirdi. Hatta Kırşehir?deki
bu şenliğe Ahi Evran türbesinin şeyhi de çağrılırdı.
Ustası,
yeni ustadan helallik istedikten sonra onun sırtını sıvazlayarak şöyle derdi :
?Taşı
tut altın olsun.
Allah
seni iki cihanda aziz etsin
Tuttuğun
işten hayır gör.
Erenler
pirler hep yardımcın olsun.
Allah
rızkını bol etsin,yoksulluk göstermesin.
Sıkıntı
çektirmesin.
Bilginlerin
dediklerini,esnaf başkanlarının,
Nasihatlarını,benim
sözlerimi tutmazsan,
Ana,baba,öğretmen,usta
hakkına riayet etmezsen,
Halka
zulüm edersen,kafir ve yetim hakkı yersen,
Hülasa
Allah?ın yasaklarından sakınmazsan,
Yirmi
tırnağın ahirette boynuna çengel olsun.?
Usta bundan
sonra,kalfanın belindeki kalfalık peştamalını çıkararak,yerine kendi eliyle ona
ustalık peştamalını kuşatırdı. Ardından dua edildikten sonra yeni usta oradakilerin
elini öperdi. (Turhan,1996,s.34-35-36-37-38).
1.12.Köy konuk odaları :
Yolların,
ulaşım,taşıma ve konaklama araç ve gereçlerinin ilkel ve yetersiz olduğu zamanlarda
bu odaların, konuklara parasız olarak verdiği hizmetler çok insani ve değerli idi.
Köylerde,çoğu kasabalarda bugün bile otel yada han bulunmamaktadır. Oysaki Avrupa?da
oldukça düzenli işleyen posta arabaları yolcu taşıyor, kır ve kasaba hanlarında
yolcular geceleyip yemek yiyebiliyordu. Parasız hizmet verecek hayır kuruluşları
yoktu.
Bunlar,
şehir ve kasabalardaki zengin ahi babalarının yaptırdığı zaviyeler gibi köyün zenginlerince
yaptırılırdı. Odaların işlevi ; odaya köy dışından ,başka şehir ve kasabalardan
gelenlere yemek vermek,hayvanlarına saman, yem vermek, kışın sobasını yakmak, altına
yatak sermek, yorgan vermek...vb. şeylerdi. (Çağatay,Tesk.Yn.40,s.15).
1.13.Yaran odaları :
Sonbaharda,
harmanlar kaldırılıp ekinler ekildikten sonra bu odalar açılır, gençler akşamları
gitmeye başlardı. Mayıs başlarında Hıdrellez?den sonra, yaz ekinleri başladığında
odalarda kapanır herkes tarım işleriyle meşgul olurdu.
Bu odalarda
oturma, konuşma, terbiye ve nezaketin korunması, ahi zaviyelerinde olduğu gibi yaran
başı ve onun yardımcısı ?oda başılar? ca sağlanırdı.
Köydeki
yoksul ve kimsesiz kişilerin, dul yada kendileriyle ilgilenecek kimseleri olmayan,
kocası askerde bulunan kadınlara yardımda bu yaran odalarının görevleri idi.Bu kişilerin
çifti, hayvanı yoksa, ekinlerini ekiverme, harmanlarını kaldırıverme, evi yanmışsa
ev yapma gibi işleri yine bu odaların görevi idi.
Köyün
genel işlerine yardım etmek de bu yaran odalarının görevleri idi, bunlar, dere,
göl taşması, orman, ekin yada harman yanması gibi şeylerdi. Böyle bir durum ortaya
çıktığında oda gençleri hemen topluca olay yerine koşar, tehlikeyi önlerdi. (Çağatay,
Tesk.Yn.40,s.16-17)
1.14.Ahiyi Ahilikten çıkaran şeyler :
1.İçki
içmek
2.Zina
yapmak
3.Munafıklık,
dedikodu ve iftira etmek
4.Gururlanmak,
kibirlenmek
5.Merhametsizlik
etmek
6.Kıskanmak
7.Kin
beslemek
8.Sözünde
durmamak
9.Yalan
söylemek
10.Emanete
hıyanet etmek
11.Kişinin
ayıbını örtmemek,bu ayıbı yüzüne vurmak
12.Cimrilik,
eli sıkı olmak
13.Hırsızlık
etmek
14.Adam
öldürmek
Bunlar
bugünkü toplumumuzda da kişiyi değersiz kılan, kötü görülen şeylerdir. (Çağatay,
1989, s.163).
1.15.Ahilerin ödünç para verme ve yardım sandıkları :
Her esnafın
sandığında altı kese (torba) bulunurdu.Bunlar:
a-Atlas
kese : Esnaf vakfına ait her türlü huccet ve yazışma belgeleri bu kesenin içinde
saklanırdı.
b-Yeşil
kese : Esnafa ait vakıf gelirlerinin senetleri ve tapu senetleri bu kese içinde
saklanırdı.
c-Örme
kese : Vakıf paralarının konması ve saklanmasına özgü kese idi.
d-Kırmızı
kese : Faize verilen paraların senetleri bunda saklanırdı.
e-Ak kese
: Her türlü gider belgeleriyle, onaylanmış yıl hesapları bu kesede saklanırdı.
f-Kara
kese : Tahsili olanaksız senetlerle, bunlarla ilgili şeyler bu kese içinde saklanırdı.
Esnaf
sandığının belli başlı gelirleri şunlardı : Kira gelirleri, vakıf paraları, faizler,
vasiyet, hibe, giriş ücretleri ve bağışlar.
Esnaf
sandığının giderleri : Onarım giderleri, vergiler, yoksul esnafa yardım, görevlilere
aylık yada yıllık, sebil vb. şeylerdir. (Çağatay, Tesk.Yn.40,s.24-25).
1.16.Esnafın kendi aralarında yardımları :
a-Emekliler
: Bunlar esnafın yaşlı üstadlarından olup dükkanına gidip gelemeyenlerdir.Bunlardan
sermayesi müsait olanlar, kalfalar eliyle yine dükkanlarını yönetirler.
b-Düşkünler
: Bunlarda esnaf ustalarındandırlar, kalfalar eliyle yürütülecek dükkanları yoktur.
Bunlardan yardıma muhtaç olanlara, para, ekmek, kömür vb. şeyler sandıktan verilir.
c-Sakatlar
: Esnafın hangi basamağında olursa olsun, herhangi bir arıza veya tedavisi olmayan
bir hastalığa uğrayanlardır. Bunlara esnaf sandığından yardım edildiği gibi, esnafın
ustaları ve kalfaları tarafından da ayrıca yardım edilirdi.
Esnaf
sandığında biriken paralar, yüzde bir faizle, ihtiyaç duyanlara yada sanatını yada
ticaretini geliştirmek isteyen esnafa borç verilir, faizlerden biriken bu paralar
da hayır işlerine harcanırdı. (Çağatay,Tesk.Yn.40,s.25).
2.LONCA TEŞKİLATI
Ahilikten
loncalara geçilmesinin başlıca sebebi, törenlerinin zor ve geniş bir kültüre bağlı
olması ve ayrıca esnaf arasında müslimler kadar gayrı müslimlerinde bulunmasıdır.
Lonca teşkilatı, her çeşit dini ve ruhani törenden uzak olduğundan, böylece toplantılarda
müslüman ve müslüman olmayan gözde ustalar bir araya gelebiliyordu.
Lonca
kelimesinin, İtalyan ticaret merkezleriyle ilişkilerde bulunulması durumunda ortaya
çıktığı zannedilmektedir. Evvelce hammaddenin dağıtıldığı yere ?lonca? adı verilirken,zamanla
önce bu esnaf birlikleri tarafından yapılan toplantı yerlerine ve daha sonrada bu
teşkilatın kendisine ?lonca? denmeye başlanmıştır.
Ahilikte
olduğu gibi loncalarda ustalık derecesine yükselen kalfalara törenle peştamal kuşatılırdı.Teşkilatın
mesleki ve sosyal işleri de esnaf şeyhi,kethüda ve ustabaşları tarafından görülüyordu.İdari
kadro esnaf tarafından seçilir, ancak bu kadro hükümetin onayı ile göreve başlardı.
Loncaların
sıkı bir disiplinle yönetilmesi, üretimin arttırılması devletin ekonomiyi denetlemesi
bakımından oldukça önem taşımaktadır.
Fiyat
ve kalite kontrolü teşkilatlar tarafından yapılıyordu.Loncalarda kurala uymayan
rekabet kesinlikle yasak olduğundan,böylece iktisadi kaynaklar istenilen biçimde
kullanılabiliyordu.
Ahi teşkilatı
ile lonca teşkilatı kuruluşlarından ?Gedik? kuruluşu haline dönüştüğü 1727 yılına
kadar geçen sürede ülkenin sosyal ve ticari hayatına yön vermiştir. (Turhan,1996,s.47-48-49-50).
3.GEDİK TEŞKİLATI
Gedik
kelimesi Türkçe?dir. Tekel ve imtiyaz anlamına gelir ki sahiplerinin işleyeceği
işi başkalarının işleyememesi ve satacağı şeyi başkalarının satamaması şartıyla
hükümet tarafından verilen senedin içindeki hükümlerin kullanılması ve yürütülmesidir.
Bu din
ayırımı gözetilmeden vücut bulan, eski mahiyetinden büyük farkı olmayan yeni organizmaya
?gedik? denmiştir.
Resmi
terim olarak gedik kelimesi ülkemizde Ahmet III devrinde (1703-1730) yıllarında
rastlanır ; ama gediğin tekelci karakteri çok daha önceden mevcuttu. Bu tarz esnaflık
ve sanatkarlık 1860 yılına kadar sürmüştür.(Çağatay,1989,s.112).
Özet olarak
gedik, sanat ve ticaretle uğraşabilme yetkisidir. Gediklere ait izin devir vb. şeylerle
hükümet yetkilidir. Ahilikte , ahi kurulları yetkilidir. (Çağatay,1989,s.216).
4.AHİ TEŞKİLATININ EKONOMİK,SOSYAL,SİYASAL VE KÜLTÜREL FONKSİYONU
Ahilik
ortaçağlarda Anadolu?nun sosyal yaşantısının düzenlenmesinde önemli görevler üstlenmiştir.
XIII. Yüzyılın ortalarından başlayarak, Türk gençlerini başıboş kalmaktan alıkoymak,
kötü alışkanlıklardan kurtarmak ve devletin askeri ihtiyaçlarını karşılamak için
kurulmuş olan bu örgüt çok yönlü bir sosyo-ekonomik etkiye sahipti. (www.yeni-dunya.com/sayi70/arastirma/ismail-kilinc.htm).
Selçuklu
devleti yıkılmaya yüz tuttuktan sonra sosyal düzeni tesiste ve Osmanlı Devletinin
kuruluşunda büyük rol oynayan bir kurumdur. Gerek Selçuklu gerekse Osmanlı Devleti
dönemlerinde, günümüzdeki kooperatif, sendika, sigorta ve bankaların fonksiyonlarını
yüklenmiştir.
Ahilik
Teşkilatının yardımıyla ekonomik düzen sağlanmıştır. Meslek çeşitleriyle her meslekte
çalışacak olanların sayısı, o toplumun ihtiyaçları göz önüne alınarak tespit ediliyordu.
Üretim şekli de, tespiti yapılan fiyatların uygulanmasıyla gerçekleştiriliyordu.
İyi bir
sanatkar olan ahiler, aynı zamanda siyasi gücede sahiptiler. Nitekim II.Murad döneminde
kadem ahi ile ahi Yunus?un önemli bir yeri vardı. Ankara?lı ahiler ise, Yıldırım
Beyazıt devrinde nufuslu kimselerdi. Öyle ki, bunlar dükkan kapatmak ve silaha sarılmak
suretiyle adeta grev yapmışlar ve 20 gün süren direnişleri sonunda haklarını elde
etmişlerdi.
Siyasi
ve idari güce sahip olan esnaf birlikleri, Osmanlı Devleti?nin sağlam yönetim yapısı
itibariyle siyasi gücün denetleyicisi olarak devletin yardımcısıydı. Nitekim, Kanuni
Sultan Süleyman?ın ordu birlikleri arasında isyan işaretlerinin belirmesi üzerine,
isyankar askerleri esnafla tehdit ederek bu ayaklanmayı bastırdığı rivayet edilmektedir.
(Turhan,1996,s.43-44-45).
Esnaf
ve sanatkarlıkta önemli bir konu olan üretici-tüketici ilişkilerini birbirine zarar
vermeyecek şekilde düzenlemiştir.
Ahi teşkilatı,
dini yaşamı, sosyal ve ekonomik etkinlikleri ustalıkla organize ederek kaynaştıran
sosyal, siyasi, askeri, dini ve iktisadi yönü olan çok fonksiyonlu bir içtimai yapılanmadır.
Zamanımızda bir çok modern organizasyondan en önemli farkı, ideal teorinin yanında
toplum hayatını işlemiş, toplumla kaynaşmış bir uygulama geliştirmiş olmasıdır.
İslam kültürü ve Osmanlı geleneği ile bezenmiş, kendine has, orijinal bir sosyal
kurumdur. (www.yeni-dunya.com/sayi70/arastirma/ismail-kilinc.htm).
5.AHİ BİRLİKLERİNİN ÇÖZÜLÜŞÜ
Ahi birliklerince
geliştiren üretim organizasyonu aynı zamanda bir takım bozucu etkilerle karşı karşıya
kalmıştır. Ahi birlikleri XVII. Yüzyıldan itibaren yavaş yavaş çözülmeye başlamaktadır.
Bu çözülmenin çeşitli nedenlerini iç ve dış olmak üzere iki grupta toplayabiliriz.
Dış nedenlerin
başında gelişen batı sanayisinin Anadolu pazarlarını işgali gelmektedir. Bu dönemde
ortaya çıkan merkantilizme bağlı sermaye hareketi Batıda kısa zamanda üretimin gelişmesine
yol açmıştır. Dışardan daha çok hammadde almak ve dışarıya mümkün olduğu kadar mamul
madde satmak olarak özetleyebileceğimiz merkantil politikadan dolayı batı Avrupa
sanayii, çeşitli pazarlara ve bu arada Anadolu?ya yönelmektedir. Bu durum karşısında
Osmanlı Devletinin bir takım engelleyici tedbirler almak yerine, yabancı tüccarlara
kapitülasyon adı altında imtiyazlar tanıması ve giderek bu imtiyazları genişletmesi
Ahi birliklerinin çözülüşünü hazırlayan nedenlerin en önemlisi sayılabilir.
Ahi birliklerinin
çözülüşünü hazırlayan iç nedenlere gelince; yerli üretimin batı sanayii karşısında
gerilemeye başladığı dönemlerde ortaya çıkan kargaşalıktan yararlanmak amacıyla,
sanayi alanına bazı katılmalar olmuştur. XVI. Yüzyılın sonlarından itibaren esnaf
arasına Osmanlı toplum yapısı içerisindeki yerleri bakımından biri esnafın üstünde,
diğeri de dışında bulunan zümrelerden olmak üzere iki ayrı grup katılmaktadır. Bu
gruplardan ilki müteşebbis-sermayedar sınıf, ikincisi de köyden şehre göçenlerle
bu alan ordudan katılanları içine almaktadır.
Müteşebbis-sermayedar
sınıfın sanayi alanına yönelmesi ile Ahi birliklerinde sermaye emek bütünlüğü parçalanmıştır.
İhtiyaçların fonksiyonu durumunda olan üretim ticaretin fonksiyonu haline gelmektedir.
Bir malın mümkün olduğu kadar ucuza yapılıp, yine mümkün olduğu kadar pahalıya satılması
amacına bağlı bu müteşebbis sermayedar zümrenin üretim sürecine katılmasıyla Ahi
birlikleri organizasyonu temelinde değişmektedir. Bu değişmeye bağlı olarak imalatın
belli standartlara uygunluğu kuralı, maliyetin asgariye indirilmesi kuralına; eşyanın
narh fiyatlarına göre satılması kuralı ise satışta en yüksek karın elde edilmesi
kuralına yerlerini bırakır. Ticaret ve sanayi alanına dışardan katılmak suretiyle
Ahi birliklerinin çözülmesini sağlayan ikinci grup ise köylülerle askerlerden oluşmaktadır.
Üretim ve üretici arasına girmiş olan sermayeci sınıflar, bu köylü gruplarını kullanmıştır.
XVI. Yüzyıldan itibaren savaş gelirlerinin kesilmesi çeşitli rant kaynaklarının
verimsiz hale gelmesi ve batının merkantilist ekonomi politikası sonucu Osmanlı
ülkesi içersinde para değerinin devamlı olarak düşmesi gibi nedenler Ahiliğin çözülüşünü
etkilemiştir.
Üretim
organizasyonu ile ilgili geleneksel kuralların çiğnenmesi, varlığı bu kurallara
dayanan Ahi birliklerinin fonksiyonlarını kaybederek çözülmesine sebep olmaktadır.
Ahi ahlakıyla, ne de bu bu ahlaka bağlı olarak geliştirilen geleneksel üretim organizasyonu
ile uzaktan yakından hiçbir ilişkisi yoktur. Bu kıymet alçalışı içinde Meşrutiyete
kadar İstanbul?da , özellikle ?peştamalcılar? esnafı arasında yaşatılmaya çalışılan
Ahi geleneği Meşrutiyetten sonra bütünüyle kaybolmaktadır. Cumhuriyetten sonra çıkarılan
tekke ve zaviyeleri yasaklayan kanun ise bu birliklerin son kalıntılarını da silip
süpürmüştür.
Türk kültür
tarihinde önemli bir yer teşkil eden ve birçok yönlerden orijinal bir Türk teşkilatı
olan Ahi birlikleri günümüzde çeşitli meslek örgütlerine ve kuruluşlarına bazı önemli
noktalarda örnek olabilecek niteliktedir.
|